Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta 15-16 Kasım 2016

Belediye otobüslerinin üzerinde dahi güller olan Isparta, daha önce gitmiş ve çok beğenmiş olduğum bir şehir. Günlerden bir gün bu güzel şehirde yaşayan kıymetli Gizem Kâhyaoğlu kardeşimin mesajı ile Isparta’ya davet edildim. Naçizane birkaç kelam etmek için gidecek ve geleceğe dair planlar yapacaktım. Geleceğe dair planlar dememin nedeni ise yapılan davetin uzun süredir çalışmalarında yer almak istediğim Genç Yeryüzü Doktorları topluluğu tarafından gelmesiydi. Bu konferans ile birlikte artık ben de onlarla birlikte olacak ve bazı çalışmalarda yer alacaktım.

Bu konferansın benim için bir önemli yanı da eşim ile birlikte gideceğim ilk konferans olmasıydı…

Yoğun mesaj trafiğinin ardından konferans gününü kararlaştırdığımız Isparta’ya konferanstan bir önceki akşam kıymetli eşimle birlikte gittik. Bizi otogarda Gizem, Mustafa ve Gözde karşıladı. Eşyalarımızı kalacağımız yere bıraktıktan sonra topluluk öğrencileriyle sohbet edeceğimiz kafeye geçtik. Yaklaşık 15 dakika içinde sayımız 10’u geçmiş ve deruni bir sohbetin içerisinde bulmuştuk kendimizi.

Konferans yarın olacaktı ama önce bu değerli buluşmayı yapmıştık. Aslında Gizem dinlenmemiz yönünde teklifte bulunmuştu ancak sohbet etmek için bekleyen arkadaşlarımızı bırakıp rahat uyuyamazdım. Onların ilgisi ve muhabbeti her şeyi daha güzel kılıyor, kelimelere değen sihirli değnek gibi her güzelliği birkaç misliyle çarpıyordu. Gizem, Mustafa, İbrahim, Eslem, Serra, Gözde, Raziye, Büşra, Beyza, Betül ve eşim Sevde’nin de eşsiz varlığı ile şereflendirdiği bu güzel çay sohbetimizde harika gönüller kazandıktan sonra kalacağımız yere götürüldük.

Güzel bir uykudan sonra, dün akşam sözleştiğimiz yere bizi götürmek üzere Mustafa ve İbrahim geldi. Birlikte bu yere geçerek sohbet ediyor, bir yandan da bir şeyler atıştırıyorduk. Hemen her zaman yaptığım gibi konferansta bahsedeceğim konulardan kısa anekdotlar paylaşıyor ve onların konulara olan ilgisini görmek istiyordum.

Güzel bir sohbetin ardından dışarıya yürüyüşe geçtik. Konferans anına kadar birkaç yeri dolaştık. Bunlardan biri de Diyanet Vakfı Yayınlarının da kitaplarını yayınladığı Said Nursi’nin yaşadığı dönemde bir süre kaldığı Isparta’daki evi olmuştu. Oraya da giderek merhum âlimin evini ziyaret ettik, oradaki görevlilerden kendisi hakkında malumat sahibi olduk.

Bir süre sonra konferans için kampüse geçtik. Burada bulunduğum sırada daha önce mezun olduğum okulda, yani Meram tıp fakültesinde, okuyan ama daha sonra buraya yatay geçiş yapmış olan Mevlüt kardeşim ile kantinde görüşüp çay içtik. Ardından da birlikte konferans salonuna geçtik.

Burada holde arkadaşlarımızla tanışıyor, fotoğraf çekiyor ve deyim yerindeyse güzel bir kardeşlik atmosferinin nasıl olacağını birlikte tahayyül ediyorduk… Bu sırada yanımıza Aslı Avcı kardeşim geldi. Kendisi daha önce Turgut Özal Üniversitesi tıp fakültesinde okuyordu. Kafirane darbe girişiminin ardından kapatılan bu üniversitesin masum ve olanlardan bihaber öğrencileri çeşitli üniversitelere geçmişti. Aslı da onlardan biriydi. Bizim Aslı ile muhabbetimiz yine bir ilke şahit olmuştu. Sevde ile nişanlı olduğumuz dönemde ilk defa birlikte gittiğimiz kongrede, yani Nisan 2016’da yapılmış olan TÖBAT kongresinde Aslı ile tanışmıştık. Kendisinin çok kıymetli bir insan olmasının yanında nazenin muhabbeti ve misafirperverliği de ayrıca takdire şayandı…

Gözde kardeşimin fotoğrafçılığını yaptığı güzel fotoğrafların ardından salon geçtik. Ayyüce kardeşim, benim can kardeşim giriş konuşmasını yapıp beni kürsüye davet etti. İçimden geçenleri ve az da olsa bildiklerimi elimden geldiğince aktarmaya çalıştım. Arada Sevde’nin gözlerine bakıyor ve ondaki sürur ve gururu görünce doğru yolda olduğumu düşünüyordum…

Konferansımıza il dışından gelen Seda Kahraman ve Filiz Sönnmez’i de unutmayalım… Onların gelişi beni çok mutlu etmişti. Konferansın bitmesinin ardından toplu fotoğraf çekimlerimizi yaptık.  Yukarıdaki görsellere bakarsanız birinde Ayyüce’nin özçekimi ve gülüşünü sizler de müşahede edebilirsiniz…

Fotoğraf çekimini ardından Gizem, Ankara’ya dönüş otobüsüne henüz vakit çok olduğu için yemek yiyip bir kafede sohbet edelim şeklinde teklifte bulundu. Ancak o sırada birkaç davetlim salona henüz varmıştı. Ben de onlarla yemek yiyerek kafeye geçeceğimi belirtip kardeşlerimden müsaade istedim.

Misafirlerime gelince, hemen onlardan bahsedeyim. Az önce bahsettiğim Filiz benim çok çok sevdiğim kuzenim olur. Kendisi Burdur’da müzik öğretmenliği yapıyor. Konferansımı dinlemek üzere ev sahibi Hüseyin abi ve Kenya’dan ülkemize hemşirelik okumaya gelmiş olan Leyla ve Fatma ile birlikte gelmişti. Onlara bir restoranın adının verip orada buluşmak üzere karar kıldık.

Diğer misafirlerim ise İbrahim Arda Çankaya kardeşim ve değerli eşiydi. Arda ile tanışmamız çok garip. Kendisi bilgisayar mühendisi, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı ve o günlerde de doktorasını yapmakla meşguldü. Ben öğrenci iken Google Play’de Tıp Notları ve Reçeteler şeklinde iki adet uygulama yayınlamıştım. Bir gün Arda bana mesaj atarak nişanlısının tıp öğrencisi olduğunu ve IOS Store’da bu uygulamalar olmadığı için kullanamadığını, eğer izin verirsem ücretsiz olarak gönüllü bir şekilde bu uygulamaları IOS Store için tasarlayabileceğini söylemişti. Artık o sırada çayı çok mu kaçırmıştım hatırlamıyorum ama kendisine nedense ben çok kızmıştım. Ancak kıymeti her davranışından belli Arda durumu tekrar anlatınca o uygulamalar IOS için de yapılmış ve onun sayesinde o uygulamalara IOS üzerinden 10.000’in üzerinde kişi ulaşabilmişti. Bu kıymetli yardımının ardından Arda ile daha büyük çalışmalar yapacağımız dostluğumuz başlamıştı.

Arda ve kendisini çok şanlı bir adam yapan değerli eşi ile birlikte Filizleri yönlendirdiğimiz restorana geçtik. Uzun zaman sonra kuzenimi görebilmiştim, ne büyük mutluluktu…

Bu mutluluğa eşlik eden ise Kenyalı kardeşlerimiz Leyla ve Fatma’ydı. Böylesine tatlı ve değerli insanları tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyordum. Ve tabii Hüseyin abiyi de es geçmemek lazım, kızların bir isteği onları Burdur’dan Isparta’ya getirmişti…

Yemeğin ardından otobüs saatine kadar öğrenci Gizem ve kardeşlerim ile sohbet edeceğimiz yer olan kafeye geçtik. Burada Arda ve eşi ile vedalaşarak Sevde, Filiz ve arkadaşları ile kafeye geçip kardeşlerim ile buluştuk.

Bu veda öncesi sohbetten ben birkaç kişi ile sohbet edeceğimizi zannediyordum ama oraya geçtikten sonra ve önümüzdeki birkaç dakika içerisinde sayımız çok hızlı artarak yaklaşık 40’ı bulmuştu…

Bu veda öncesi sohbet sırasında arkadaşlarımızın sorularını yanıtlamaya çalışıyor, yeri geldiğinde benden daha fazla hâkim olduğu konular için sözü Sevde’ye bırakıyordum. Tatlı gülüşmeler ile birlikte esas meselemizin insan olduğu ve insanın var olduğu her karış toprağın bizim çalışma alanımız olduğu gerçeğini konuştuk. Bu sırada yanımızda bulunan Kenyalı Leyla ve Fatma da arada söze giriyor ve Yer Yüzü Doktorları’nın yurt dışında yapmış olduğu çalışmaların aslında ne kadar önemli ve değerli olduğunu anlatıyordu.

‘‘Bizler hekim olacağız ve hikmet sahibi insanlar olarak yapmamız gereken insanları birbirinden ayırt eden tüm özellikleri bir kenara bırakarak onlara hizmet etmektir.’’

Bu düşünceler ile birlikte sohbetimizin sonuna gelmiş ve yavaş yavaş vedalaşarak kafeden dışarı çıkmıştık. Filiz, Hüseyin abi, Leyla ve Fatma tekrar Burdur’a geçmek için bizden ayrıldı. Bana o insanları tanımama vesile olan Filiz’e çok çok teşekkür ederek onları uğurladık.

Kafeden ayrılarak otogara geçtik. Henüz bir yarım saat kadar daha olduğu için otogarın hemen yanındaki küçük bir kafeye geçtik. Artık son sözlerin hepsi veda kokuyordu… Vedayı imgeleyen her sözün de ayrı bir acısı oluyordu…

Isparta’dan önce gitmiş olduğum konferans sayısı fazla değildi, sonrasında ise birçok yere gidecektim ama bir gerçek hep var olacaktı. Bu konferanslar sayesinde hayatım boyunca çok ama çok kıymetli insanlar tanıdım. Hiçbirini birinden bir adım ileriye veya geriye koyamam ama Isparta ben ve eşim Sevde için çok çok değerliydi… Bu kıymetli kardeşlerime her şey için yürekten, gönülden, kalpten çok ama çok teşekkür ediyorum…

Otobüsten el sallarken eşimle ikimizin gözleri doldu, eminim dışarıda bizim gideceğimiz son ana kadar bekleyen kardeşlerimin de doldu… Çünkü ortada, olmayan bir kan bağından çok daha fazlası vardı…

İyi ki varsınız… Sizlerin varlığından beni haberdar eden Rabbime şükürler olsun…

15-16.11.2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir