Şimdi sizlere belki de katıldığım en güzel organizasyondan bahsedeceğim…

Düzce Üniversitesi Kariyer Topluluğu tarafından 2.’si düzenlenen Yaşam ve Kariyer (YAKA) panayırına davet edildiğime dair maili Bilal İsmail Öztaş isimli kardeşimden 15 Şubat tarihinde aldım. Bu etkinlikteki pozisyonum şimdiye kadar olanlardan farklı gerçekleşecekti. Önceki etkinliklere ödül almak üzere davet edilirken bu etkinlikte ”Hayal Et” adlı temada konferans vermem isteniyordu. İlk defa konferans verecektim ve bunun heyecanını maili aldığım ilk günden yaşamaya başladım…

Heyecanım en önemli sebebi hakkını verebilmekti çünkü oraya yüzlerce öğrenci gelecek ve yarım saat boyunca benden bir beklenti içerisine gireceklerdi. Vakitlerini zayi etmemek adına iyi hazırlanmam ve onlara gereken önemi vermem gerekiyordu. Kimsenin bir dakikasını bile boşa harcamış olmayı istemiyordum.

Biraz dolambaçlı bir yolculuğun ardından 18 Nisan tarihinde Düzce’ye vardım. Otogardan benimle konferans için mail ve telefon yoluyla iletişim kurmuş olan Bilal kardeşim almaya geldi. Kendisi son derece sevecen ve samimi bir insan… Onunla birlikte kampüse giderek kafede sohbete koyulduk. Henüz organizasyonun başlamasına saatler vardı ve çaylar birbirini deviriyordu.

Çayın ardından kampüste dolaşmaya başladık. Tüm organizasyonun gerçekleşeceği salon ve açık alandaki sergi yerlerini dolaştık. Her köşede hummalı bir çalışma vardı ve insanlar bir şekilde en iyiyi yapmaya çalışıyor, dinlenmeden çalışmalarına devam ediyorlardı.

Yanımda getirdiğim sırt çantamı ve fotoğraf makinemi Bilal’in bir arkadaşının arabasını bırakarak çarşıya, alışveriş merkezine gittik. Üzerimde giydiğim kıyafet yolculuk sırasında son derece buruştuğu ve takım elbisemi de yanımda getiremediğim için üzerimdeki kıyafetlerle konferans vermeyi onlara saygısızlık olarak addediyordum. Herkes son derece yorgun olmasına rağmen çalışırken ve giyimine dikkat ederken yüzlerce insanın ve organizatör arkadaşların önüne özensiz, ütüsüz bir kıyafetle çıkmak ayıp olacağı için alışveriş merkezine giderek kıyafet almaya karar vermiştim.

Bilal kardeşimle birlikte birkaç kıyafet almış ardından kuaförde saçıma da bir düzeltme yaptıktan sonra Bilal’e dönerek: ”İşte şimdi konferansa ve sizlere layık bir görünüme kavuştum.” dedim. Kendisi mahcup olup estağfurullah diyordu ama iyi ki de ben özen göstermeye çalışmıştım…

Çarşıdan kampüse doğru giderken 20 dakikalık bir minibüs yolculuğumuz olacaktı. Bu yolculuk sırasında konferans sırasında bahsedeceğim konu başlıklarını ve birkaç önemli cümleyi telefonuma not ediyordum. İlk konferansım olmasına rağmen bir metinle öğrenci arkadaşlarımın karşısına çıkmak istemiyordum. Onlarla belirlediğim konu başlıklarına göre samimi bir ortamda sohbet etmeye gidiyordum. Bu nedenle de önceden hazırlanmış bir metne sıkışmamak ve ilk defa olmasına rağmen metin olmadan yüzlerce insana hitap edecek olmanın vereceği özgüveni kazanarak kendimi geliştirmek adına kürsüye elimde bir metin olmadan çıkacaktım…

Açılış konuşmasını Düzce Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar hocamızın yapmasının ardından 700 öğrencinin katılmış olduğu ve yarım saat süre alacağım konferans için kürsüdeki yerimi aldım…

Kendimi tanıtmamın ardından Silopi’deki görevimden ve çalışmalarımdan kısaca bahsettim. Ardından hayal etmenin manevi boyutunu örneklerle anlatmaya çalıştım. Hayatın neresinde olduğumuzu bazı duygusal ve acı tecrübelerle hep birlikte belirlemeye çalıştık. Sonrasında kariyer yapmaya dair maddi hayal etmekten bahsettim. Elimden geldiğince öğrenci arkadaşların vaktini zayi etmemeye çalışıyor, onlara faydalı olacak bilgiler vermeye çalışıyordum.

Yirmi dakikanın ardından soru – cevap bölümüne geçerek herkesin soru sorabileceğini söyledim. Birbiri ardına çok güzel sorular geliyordu…

– Fotoğraftaki Arif’in yaşındayken geleceğe dair neler düşünüyordunuz? O yaşlardayken nelerin hayalini kuruyordunuz?

– Tıp fakültesi yıllarınız nasıl geçti?

– Oralar sonuçta çok gelişmemiş yerler. Devletin oraya yatırımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Ben PDR okuyorum, bizim de önümüzde KPSS var. Ben aileme ve çevreme: ”Ben Diyarbakırlıyım ve bu nedenle Diyarbakır’da çalışmak istiyorum” dediğimde bana ”Orada savaş var neden gideceksin oralara” diyorlar. Siz bu kararı verince bununla nasıl mücadele ettiniz?

– Ben doğuya gitmiş, gezmiş biriyim. Orada gerçekten durumun çok kötü olduğunu düşünüyorum ve ciddi anlamda çoğu insan orada görev yapmak istemiyor. Oradaki gerçek yaşamı görmek için bu tabuları nasıl yıkmamız gerekiyor?

Tüm sorulara samimiyetle cevap vermeye çalışıyor, elimden geldiğince onlara faydalı olmaya gayret ediyordum. Son sorunun ardından da sürem dolduğu için daha fazla beklemeden konuşmamı sonlandırarak yerime geçtim.

Benden sonra konferans verme sırası avukat Feyza Altun’a gelmişti. Kendisiyle rektör hocamızın konuşması sırasında tanışmıştık ve bundan son derece mutlu olmuştum. Yaptığı çalışmalar gerçekten çok güzeldi. Bir kısmımız için radikal olan fikirlerine ulaşmak bazılarımız için gerçekten zaman alacak değerliydi. Konuşmasında kendisini pür dikkat dinliyor hiçbir şeyi atlamamaya çalışıyordum.

Feyza hanımın konuşmasının ardından her ikimize plaket verileceği için tekrar sahneye davet edildim. Feyza hanıma önceliği vermek istedim ama kabul etmedi. Plaketlerin ardından toplu fotoğrafımızı çektirerek yerimize geçtik. Kendisi hemen telefonlarımızı karşılıklı vermemizi rica etmiş ve samimi duygularını bir kez daha dile getirmişti. Ödülün ardından ”Kadının Fenni” isimli kitabını öğrencilere imzalamak için kendisi fuar alanına geçti. Tabi böylesine değerli bir insanla tanışıp imzalı kitabını almadan bırakamazdım. Hemen arkasından giderek kitabımı aldım. Kitaba benim için yazmış olduğu sözler, şahsıma göstermiş olduğu samimiyet ve yaptığı çalışmalardan ötürü kendisine çok teşekkür ediyorum… #kadininfenni

Ödül töreninin ardından 20 dakikalık kahve molası verildi. Yerimden kalkıp salonun çıkış kapısına doğru yürümemle birlikte genç kardeşlerim sohbet etmek için yanıma geldi. Böylece sohbet halkaları kurmaya ve birlikte bazı konularda fikir jimnastiği yapmaya başladık. Belki iyi bir tecrübe kazanmak adına çok uzun bir süre görev yapmamıştım ama yaşadığım coğrafya görev zamanımı birkaç misliyle çarparak kısa zamanda bazı fikirler elde etmeme yardımcı olmuştu. On beş ay görev yapmama rağmen doğu görevi hakkında ve bir birey olarak o bölgede neler yapabileceğimiz hakkında birkaç düşüncem vardı. Gençlerimizle bu düşünceler hakkında sohbet ediyor, birbirimize görev aşkı aşılıyor, karşılıklı olarak eksikliklerimizi tamamlamaya gayret ediyorduk.

YAKA organizasyonunu düzenleyen ve bu konuda emeği geçen tüm arkadaşlarım başta olmak üzere, o gün teveccüh ederek sohbet etmek için yanıma gelen tüm kardeşlerime ilgi ve alakalarından dolayı çok çok teşekkür ederim… Tüm kardeşlerimin ismini bilmiyorum ancak beni etiketleyerek fotoğraf paylaşan kardeşlerimin daha sonra fotoğraflara bakarak isimlerini kaydettim. En azından o arkadaşlara isimleriyle teşekkür etmek istiyorum…

Metin Birol, Ceren Güzeldemirci, Gülter Öncü, Rabia Sarıyıldız, Neziha Öz, Rumeysa Nur Yahşi ve isimlerini bilmediğim kardeşlerim, gösterdiğiniz ilgi ve yaptığınız güzel muhabbetten dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum… Bir gün tekrar sizlerle görüşmek üzere…

Ve tabi Bilal İsmail Öztaş…

Organizasyondan çok önceki bir tarihte bana mail atarak davet etmiş, Düzce’de otogarda beni karşılaşmış, benimle birlikte alışverişe dahi çıkmış, ardından tüm organizasyon boyunca yanımda olmuş, günün sonunda Düzce’den ayrılacağım anda yine otogarda yanımda bulunmuş güzel kardeşim… Yaptığın her hareketle ve göstermiş olduğun ince nezaketinle kazandığım güzel dost…

Kendisini tanıdığıma gerçekten çok memnun ve bahtiyar olduğum değerli kardeşime yaptığı her şeyden ötürü en derin kalbi ve ulvi duygularımla çok ama çok teşekkür ediyorum…

Tüm bu değerli kardeşlerimle tekrar sohbet etmek adına en yakın zamanda yine Düzce’de olacağım inşallah…

YAKA bir harikaydı…

Konferans Konuşmamı Aşağıdaki Linkten İzleyebilirsiniz (07:20’den İtibaren)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir