.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van 12-13 Mayıs 2017

Doğu benim için her zaman ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Oraya gitmek, oradaki insanlarla birlikte olmak bana hep büyük bir mutluluk vermiştir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi tıp fakültesinden Muhammed Eybek kardeşimin mesajı ile Van’da gerçekleşecek olan kongreye davet edildim. Bugüne kadar gideceğim en doğu şehri olacaktı, bu bakımdan da benim için büyük bir öneme haizdi. Ayrıca yoğun çabaları ile kongrenin mükemmel bir başarı zirvesine tırmanmasında büyük etkisi olan Muhammed kardeşimi can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Kongre üç gün olmak üzere 12-14 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek, benim konferansım ise 13 Mayısta olacaktı. Her zamanki gibi birkaç düzeltmelerle birlikte programda kati karar kılındı.

12 Mayıs tarihinde 08:30 uçağı ile Ankara’dan Van’a yola çıktım. Bu saatteki uçağa yetişebilmek içinse hayli uykusuz kalmıştım ama buna değerdi. Uçaktan inince beni Ahmet kardeşim karşıladı. Onunla birlikte, aynı uçakla gelen bir diğer arkadaşı beklemek üzere dışarı çıktık.

Bu sırada, hayatımda tanıdığım en güzel insanlardan biri olan çok kıymetli Dursun hocamı gördüm. Dursun hoca, ben Konya Meram tıp fakültesinde iken Van’dan bize gelmişti. Tıp hayatımın son senesinde, 1 ay boyunca kendisi ile birlikte çocuk acil servisinde çalışmıştık. Tıp bilgisi ve hekim ahlakı yönünden bana çok şey katmış olan hocamı görünce şaşkınlığım atlatıp elini öpmek için hamle yaptım. Elini öptürmeyip: ‘Enes ne yapıyorsun burada, Başak Enes seni’ diyen Dursun hocam göbeğine sımsıkı sararak beni selamladı…

Dursun hoca, Yüzüncü Yıl Üniversitesi tıp fakültesi kurucu dekanı olup ilk binaların inşa edilmesinden, fakültenin derece ile başarılı olmasına kadar birçok noktada emek vermiş, şehirde ve hastanede birçok kişinin tanıdığı mükemmel bir şahsiyet… Burada ne zaman bir kongre düzenlenirse şeref misafir olarak davet edilir. Ve ben bu güzel hocamla aynı etkinlikte yer almanın mutluluğu ile hocamdan ayrıldım, gelen diğer misafiri de alarak Ahmet ile birlikte otelin yolunu tuttuk.

Van’ın en güzel otellerinden birine gelerek resepsiyona geçtik. Dört saatlik uyku ile ayakta durduğum için biran evvel odama geçmek istedim. Bir iki saat kadar sonra odama geçerek uyumaya koyuldum. Aslında kongre sabah başlamıştı ama aşırı yorgun olduğum için dinlenmek ve saat 14:00 civarı gerçekleşecek olan Dursun hocanın konferansına dinç bir şekilde katılmak istiyordum.

Konferans saatinde yukarı çıkarak beklemeye koyuldum. Pür dikkat etrafı seyreden pırlanta gençlerin arasından geçerek salonda bir yere oturdum. Vali beyin ve dekanımızın konuşmalarının ardından, kendisinden şükran dolu sözlerle bahsedilen ve kürsüye davet edilen Dursun hocamızı herkes gibi kuvvetle alkışladım. Çok sevilen bir siyasi liderin el sallamaları ile kürsüye gelen Dursun hocanın ilk sözü: ‘beni bu kadar sevmeyin bakın daha sık gelirim’ oldu…

‘Tecrübe Konuşuyor’ başlıklı konuşması ile aslında bir tarihi anlatacaktı. Okul sıralarından bu noktaya gelişinden bahsedip bizlere bir yol haritası çıkaracaktı. Asistan olduğu dönemde, gerçekleşen deprem sonrası gönüllü olarak Van’a gelen sağlık ekibine katılmış. Yıllar sonra tekrar Van’a gelip esnaflardan, yardımseverlerden para toplayarak tıp fakültesi hastanesini inşa ettirmiş. Tıp fakültesinin açılması için akademisyen arkadaşlarını buraya davet etmiş ve en nihayetinde de fakültenin açılmasını sağlamış.

Konuşması sırasında hastalar ile temasa özellikle dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan hocamız, özellikle hastanın gözünün içine bakılmasını tembihliyordu. Bazı örnekleri anlatırken topu bana atıyor: ‘Enes var ya canavar gibiydi, şimdi bir konuşmaya başlasın hepimizi susturur’ diyerek sevgisini gösteriyordu. O sırada aramızda bulunan fakülte hocalarının bir kısmı zamanında kendi asistanı, yani öğrencisiydi. Hasta vizitlerine büyük önem verdiğini anlatırken o sırada bir hoca lafa girerek: ‘hepimizi bel fıtığı yaptın’ diyerek latife yapıyordu…

Konuşmasının sonunda tüm salon ayağa kalkarak bu kıymettar hocamızı ayakta alkışladık. Kendisine çiçek veren öğrenciye: ‘Allah seni iyilere gelin kılsın’ diyerek dua eden hocamız, konuşmasının ardından diğer hocalar tarafından kaçırıldı…

Tekrar uykuya geçmek, en azından uzanarak dinlenmek için odama geçtim. Yemek saatine kadar biraz dinlendikten sonra yemeğe geçtim. Turgut kardeşim ile birlikte yemek sırasında iken Harun isimli bir arkadaşımızın özellikle kendisine benden haber verilmesini söylediği ve mümkünse yalnız sohbet etmek istediğini öğrendim. Hemen arkadaşımızı çağırmalarını istedim. Birazdan gelen Harun kardeşimle yemekten sonra nerede görüşeceğimiz konusunda karar kıldık. Turgut ile yemeğimizi yedikten sonra ben müsaade alarak Harun ile görüşmek üzere giriş katındaki koltuklara geçtim.

Kendisi ile birlikte Onur ve Ercan kardeşlerim de gelmişti. Dördümüz güzel bir sohbete koyulduk…

Kurtuluş savaşı yıllarından günümüze ülkemizin seyrü sefer içerisinde bulunduğu durumu, İslam âleminin yaşadıklarını, mazlum coğrafyaları konuştuk. Her sorunun cevabı farklı sorulara gebe oluyor ve açıkçası benim bugüne kadar çok zevk aldığım bir sohbet olarak saatler saatleri kovalıyordu. Halen tadına damağımda kalan bu sohbet halkasındaki Harun, Onur ve Ercan kardeşime gösterdikleri yakınlık ve sonrasında da devam eden kardeşlikleri için çok teşekkür ediyorum…

Ertesi gün biraz yorgun olarak da olsa erkenden uyandım. Kahvaltıdan sonra öğrendim ki Dursun hocamız rahatsızlanmış ve tıp fakültesi hastanesine kaldırılmış. Adını hatırlayamamaktan hicap duyduğum kıymetli bir hocamız ile onun yanına hastaneye gittik. Bir önceki günün yorgunluğu bünyesine ağır gelen Dursun hocamız bu ani gelişen migren krizini atlatmış, nekahet evresine geçmişti.

Orada bulunan diğer hocaların Dursun hocamıza yaptığı şakaları dinliyor, arada ben de muhabbete dahil oluyordum. Hocamızı iyi görmüş olmanın verdiği şükür ile oradan ayrılarak hastaneye birlikte geldiğimiz hocamız ile öğle yemeği yiyip kongrenin devam ettiği otele döndük.

Oturum arasında insanların kalabalık halinde çay içtiği bir ana denk gelmiştim. O sırada tanıdık bir sima ile karşılaştım. Şırnak Silopi’ye ilk atandığımda o dönemde Silopi Toplum Sağlığı Merkezi’nin başkanlığını yapmış, Silopi Günlükleri kitabında da adı geçen, hemen hemen her türlü sorunda Silopi’de yanımda olan kıymettar İbrahim Kol’u gördüm. Kendisi uzmanlık sınavını kazanarak buraya gelmiş ve bir oturum için de kongreye davet edilmişti. Eski günleri birlikte yâd ettikten sonra kendi oturumum için salona geçtim.

Zaman gelmiş ve kendi konferansıma başlamıştım. Dilim döndüğünce bildiklerimi genç kardeşlerime aktarmaya ve onların sorularına cevap vermeye çalıştım. Çok güzel bir atmosfer içerisinde oturumumu tamamlayarak kürsüden ayrıldım. O sırada yanıma Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden bir hocamız geldi. Bu üniversitede yapacağımız konferans bir yanlış anlaşımla yüzünden iptal edilmişti. Hocamız yanıma gelip üzüntüsünü ifade etmiş ve önümüzdeki dönemde bu yanlış anlaşılmanın telafi edileceğini belirtmişti. Açıkçası sorunu teşkil eden unsur kendisi olmamasına rağmen sorunu üstlenerek üzüntüsünü ifade eden ve bu soruna uygun bir çözüm bulan bu hocamızdan son derece memnun olmuş ve kendisine teşekkür etmiştim.

Oturumun ardından Hekimliğe İlk Adım kitabım için bir imza günü etkinliği yaptık. Olabildiğince hızlı bir şekilde her kardeşimin kitabına özenle düşüncelerimi yazarak hızlı olmaya çalışıyordum çünkü uçağa yetişemeyebilirdim. Kimseyi kırmamak istiyordum ve zaman problemi yüzünden bazı arkadaşlarımızın kitabını imzalayamamaktan endişe ediyordum.

Çok güzel fotoğraf karelerinin de alındığı bu atmosferde yaklaşık 70 arkadaşımızın kitabını imzaladım ve Ahmet kardeşim ile otelden ayrıldık. Beni Van’da ilk karşılayan, orada bulunduğum süre içerisinde sürekli yanımda olup sorunlarım ile ilgilenen, imza günü etkinliğinin ardından da beni uçağa yetiştiren hürmetkâr ve vefakâr Ahmet kardeşime yürekten teşekkür ediyorum…

Van benim için çok güzel geçmişti ve orada nice güzel kardeşler edinmiştim…

Filistinli kardeşlerimden adlarını hatırlayamadığım için özür diliyorum, lakin gönlüm ve kalbim her daim onlarla birlikte yaşıyor…

Hepsini hatırlayamasam da Van’da kendileriyle tanışmaktan müşerref olduğum Ahmet, Yusuf, Mehdi, Ahunur, Muhammed Dicle, İbrahim, Eyüp, Ayşe, Ayşe Arslan, Şerife, Zenep Elif, Sevdenur, Turgut, Emrah, Yunus, Arife, Ceylan Saadet, Rumeysa, Ceylan, Güven, Merve, Arife, Kevser, Ayşegül ve adlarını üzülerek ve af dileyerek hatırlayamadığım tüm değerli kardeşlerime çok çok teşekkür ediyorum…

Tuşba’ya, yani Van’a selam olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir