Bildiğiniz üzere tıp fakültesi son sınıf öğrencilerine ‘‘intörn hekim’’ denir. Bu, artık öğrencilikten çıkıp hekim olmanın ilk ve en önemli adımı. Peki bu adım toplum ve üniversitedeki hocalar, asistanlar ve diğer sağlık çalışanları arasında ne kadar dikkate alınıyor?

Son sınıfa gelen tıp öğrencisi biranda kendini nöbetlerin, poliklinik ve kliniklerin içerisinde bulur. Yeri gelir birlikte çalıştığı asistan tarafından ameliyata gider, yeri gelir poliklinikte reçete yazar.

Tıp eğitiminin en önemli yılı olan bu dönemde bir tıp öğrencisinin yapacağı en iyi elinden geldiğince fazla hasta ile iletişimde olmak ve mesleki bilgi ve becerisini en üst düzeye taşıyarak mezun olmaktır. Peki buna fakülte yönetimi ve hocalar tarafından ne kadar müsaade ediliyor, bu durum ne kadar destekleniyor?

Bir doktor olarak üzülerek söylüyorum ki ülkemizde ne yazık ki tıp eğitimi amacından çok mevcut pozisyona göre dizayn ediliyor ve doktorluktan önceki son adımında genç hekim adayları mesleki eğitimden ziyade daha farklı çalışmalarda yer alındırılıyor.

Şüphe götürmez bir gerçek olarak söylüyorum ki intörn hekimin asli görevleri hasta bakmak, reçete yazmak, el becerisini ve tıbbi alet kullanımını geliştirmek, hastalık, muayene ve ilaç bilgisi yönünden eksik tüm yönlerini kapatmak olmalıdır çünkü sadece 1 yıl sonra halkımız o insana canını ve sağlığını emanet edecek.

Ancak güzel ülkemizde intörn hekimler, bu işler dışında hekimin asli görevi olmayan birçok işlerde çalıştırılıyor ve mesleki eğitim hak ettiği noktaya kavuşmuyor. Evet biraz önce saydığımız hasta bakmak gibi bölümlerde çalıştırılıyor, eğitim veriliyor hocalarımızın hakkını yemeyeyim ancak buna ayrılan süre ile birazdan sayacağım diğer işlere ayrılan süre arasında dağlar kadar fark var.

İntörn hekime yaptırılan, bir hekimin asli görevi olmayan ve intörn hekimlik döneminde maalesef hasta bakmaktan çok daha fazla süreyle yaptırılan işler arasında şunlar yer alıyor; kan şekeri bakmak, kan almak, tansiyon ölçmek, sonda takmak, hastaların ev adresini yazmak gibi sekreterlik işleri yapmak, bebek kalp sesini dinlemek, pansuman yapmak ve daha niceleri…

Bunda ne var diyebilirsiniz ama işi tamamen anlattığımda farklı düşüneceksiniz. İntörn olduğum dönemde fakültemizden bir hocama: ‘‘neden bu kadar doktorun vazifesi olmayan işleri bize yaptırıyorsunuz hocam’’ demiştim. Bana: ‘‘bunları da öğrenin ki ilerde bilmediğiniz düşünülmesin’’ demişti. İyi de tüm bu işler birkaç kez yapıldığında öğrenilecek işler, bunları yüzlerce kez yapmaya gerek var mı?

Örneğin dâhiliye nöbetinde intörn hekim 24 saat boyunca onlarca kan şekeri bakar. Aşağılamak için demiyorum ama kan şekeri bakmak ve bunu kaydetmek hemşire arkadaşlarımızın görevi iken o intörn hekime sadece 1 günde yüzden fazla kan şekeri baktırmanın ne anlamı var?

Hastanın insülinini ayarlamak gibi hayati bir konu hakkında yeterince bilgi verilmezken neden kan şekeri baktırılır ki… İleride atandığında o intörn hekim kan şekerine bakmayacak, hemşire bakacak doktor olarak kendisi de şekerin durumuna göre tedavi verecek. Madem durum bu, neden kan şekeri aldırmayı bırakıp tedavi üzerine daha fazla eğitim verilmez ki…

Veya tansiyon bakmak… İntörn hekime tüm servisteki hastaların tansiyonunu baktırmak sadece eziyettir. Bunun yerine acilde çalıştığı sırada hipertansiyona hangi ilaçlarla müdahale edeceği, hangi durumda sevk etmesi gerektiği gibi bilgiler verilmesi daha doğru olmaz mı?

Pansuman yapmak, sonda takmak, kan almak ve daha niceleri…

Evet bunları bir doktorun bilmesi gerekir bu yüzden öğretilsin ancak öğrendikten sonra yüzlerce kez yaptırılmasın.

Açık söylüyorum, maalesef tıp fakültelerinde intörn hekimler ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Çünkü bir intörn hekimin yaptığı işi ancak bir hemşire yapabilir. Hemşireye 2.500-3.500 TL arasında maaş vermek yerine intörn hekime 300-400 TL maaş vererek her işi ona yaptırmak, hocalar ve hastane yönetimi tarafından daha kazançlı görülüyor.

Eğer bir intörn hekime hemşirelik vazifeleri yerine doktorluk yaptırılırsa geride kalan hemşirelik işleri için bir hemşire almak ve ona en az 2.500 TL maaş vermek gerekecek. Maddi açıdan bakılacak olursa intörn hekime yaptırmak daha cazip geliyor. Bir de 180 tane intörn hekimin olduğunu ve 180 x 2.500 TL miktarını 12 aylık hesaplayınca işin maddi boyutunun büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

Peki tek mesele bu maddi eksendeki yaklaşımlar mı olmalı?

İntörn hekim dediğimiz 1 yıl sonra doktor olacak. Senin, benim ve tüm vatandaşların canını emanet ettiği insanlar olacak. Onlara daha iyi bir eğitim vermek yerine onları ucuz iş gücü olarak kullanmanın genel perspektifte asla yararı olamaz.

Sağlık hizmetinin tam, eksiksiz ve doğru verilmesi adına intörn hekim eğitimi mutlaka ve en kısa sürede yeniden düzenlenmeli.

Bu amaçla yapılacak en doğru düzenlemelerden birinin ‘‘İntörn Hekim Mevzuatı’’ hazırlamak olduğunu düşünüyorum.

İntörn hekimlerin amaç ve görevleri hakkında yapılacak olan bir mevzuat, intörn hekimleri koruyacak ve hekimlik mesleği dışındaki asli olmayan görevlerini yapmak zorunda kalmayacaklar.

Bunun gerekliliği sağlık hizmetinin kutsallığından gelecek ve daha nitelikli doktorların yetişmesi böylece sağlanabilecek.

‘‘İntörn Hekim Mevzuatı’’ çalışmasını başlatarak katıldığım kongrelerde bu konudan bahsediyor ve hocaların, öğrencilerin görüşünü alıyorum. Yasal adımların atılması için de çalışmaları en kısa sürede başlatarak bu mevzuatın oluşması için elimden geleni yapacağım.

Sizler de bu konunun haklılığı doğrultusunda görüş ve önerilerinizi ileterek intörn hekimlerin eğitiminin geliştirilmesine katkıda bulunabilirsiniz…

Selamlarımla,

Dr. Enes BAŞAK

Son olarak, aşağıya intörn hekimlikteki ilk nöbetimin iş listesini yayınlıyorum. Kan almak, kan şekeri bakmak, pansuman değişmek, sonda takmak, NST çekmek dışında tek 1 tane doktor vazifesi yok! Bir ilaç, bir tedavi öğrenme anlamında hiçbir şey yok! İşte durum bu kadar çok vahim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir