Davranışların zaman zaman değerlendirilmesi kişiye yanlışlarını hatırlatma ve bu yanlışları daha doğru istikamete sevk etmeye yarar. Bu kabilden, duyarlı her vatandaşın görevi belirli dönemlerde kendini sorguya çekmek ve özelden genele doğru yayılan bir toplumsal ”yenilenme” akımına dâhil olmaktır.

Sözlerimin her satırında ilk muhatap olarak kendimi addediyor ve samimi olarak sizleri şu iç hesaplaşmaların ortasına bırakıyorum.

Birliğimiz ve dirliğimizin en fazla sarsıldığı dönemi yaşıyoruz. Dört bir yandan etimize diş geçirmek isteyen zalimlerle sarılı etrafımız. Bir yanda bağımsızlık nidalarıyla barış sözlerini aynı cümlede kullanan PKK, bir yanda tarihte ilk defa meclisi bombalayacak ve tanklarla sivilleri ezecek kadar müşrikleşen Fetö, bir diğer yanda İslam adı altında her türlü mezalimi insanlara hak gören DAEŞ ve birçok harici düşmanlar…

Aynı denklemin dereceli türevleri.

Bir tarafta devletin her türlü yardımını kullanan insanlar, diğer tarafta güvenli bir şekilde yaşayamayan polis ve asker kardeşlerimiz.

Sorarım kendime ve size, bir polisi ve askeri neden şehit haberi dışında ekranlarda göremiyoruz?

Reality şovlar, evlendirme programları, ses yarışmaları ve ahlak erozyonuna neden olan tüm diğer yayınlar… Bunlar ekranlarda her gün ve her saat boy gösterirken Tendürek, Cudi, Yüksekova, Nusaybin ve diğer benzeri yerlerde nöbet tutan, nöbeti sırasında bazen bir sıcak yemeğe bile hasret olan, canını hiçe sayarak vatanı uğruna ölümü göze olan o kahramanlar nerede?

Sorarım kendime ve size,

Adı lazım değil bir gelin adayı 2 yıldır kendine koca bulma bahanesi ile ekranları meşgul ederek televizyon kanalından aylık maaş alırken, bir bardak çaya hasret kalarak kar altında kamufle olarak nöbet tutan askerlerimiz nerede?

Sorarım kendime ve size,

Bir takım erkekler, kadınsı makyajlar yaparak ve kadınsı kıyafetler giyerek 3 saatte 20.000 TL para kazanırken, aldığı maaşın hesabını dahi yapamayacak olup evinden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta soğukta üşüyen yiğitler nerede?

Sorarım kendime ve size,

Değer yargılarımıza ne oldu?

Biz bu hale nasıl geldik?

Bir tarafta toplumsal uyuşmamıza ve mayışmamıza neden olan televizyon programları, diğer yanda ise ekranda sadece 30 saniye kalan ancak bizi her türlü dâhili ve harici hainlerden muhafaza eden kahramanlar var. Biz bu ikileme nasıl düştük. Neden değer yargılarımız polis ve askerlerimizi daha fazla sahiplenmek üzerine inşa edilmiyor?

Neden bugüne kadar bir kez olsun bir villaya şehit ateşi düşmedi?

Neden elleri çalışmaktan nasır bağlamış koca yürekli adamlar hep şehit babası oldu?

Nedenler bitmiyor… Cevaplar zaten yok…

Tanımı yapılmış bu yeni hastalığın birçok ferdi var artık dostlar:

Ekranzedeler…

Ekranların bağımlılık yapan zehri ile duygu dünyamızı kaybediyoruz. Değer yargılarımız ötekileşiyor ve zamanla daha fazlamız ekranzede oluyoruz.

Biran evvel kendimize gelmeli ve toprağı vatan yapanları unutmamalıyız. Eğer unutursak kalbimiz kurusun! Hepimiz biran evvel değer yargılarımıza çeki düzen vermeli ve toplumsal kalkınmamıza ve bilgi dünyamıza hiçbir şey katmayan günübirlik programları ve insanları bir kenara bırakıp asıl değerli olan polis ve askerlerimize yönelmeliyiz.

Son söz, Mithat Cemal Kuntaydan gelsin:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır…

 

Dr. Enes BAŞAK

2 Comments »

  1. Ahmet Arayıcı

    Tespit yerinde ve harika Katılmamak mümkün değil Allah (c.c.) razı olsun. Rabbim özümüze dönmeyi ve ekranzedelik ten kurtulup feraset ve şuur sahibi olmayı nasip etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir